
Avuntu
Ağustos 2, 2007RASİM ÖZDENÖREN
Mağlubun eline avunacağı bir tutamak bırakmamak fazla mı zalimce olur? Geleceğine ilişkin bir umuda emek vermek istemesi onun ruh dengesine şifa yerine geçmez mi dersiniz?
En çelimsiz bir yarışçı bile gelecek sefere daha iyi olacağına ilişkin bir umudu bileyler kalbinin derinliklerinde.
Koşmaya meraklı bir arkadaşımız vardı okul sıralarında. Hafta sonları kendisi gibi meraklı arkadaşlarıyla yarışırlardı. Pazartesi günü arkadaşımızla karşılaştığımızda sorardık: “Ali, nasıl geçti yarış?”
“Çok iyi” derdi Ali.
“Kaçıncı geldin?”
Ali övünerek avuç içleriyle göğsünü sıvazlar:
“Üçüncü…” derdi.
“Ali, yarışmaya kaç kişi katıldı?”
Ali’nin gülümseyen gözlerinde sevinç parıltıları okunurdu:
“Üç kişiydik” diye cevaplandırırdı sorumuzu.
“Gelecek sefere birinci gelirsin inşallah Ali” derdik.
“İnşallah” derdi o da.
Ve ertesi hafta gene sorardık Ali’ye:
“Ali kaçıncısın?”
“Bu hafta birinci geldim” derdi Ali. Hiç eksilmeyen mutluluğu yanaklarında yapışık dururdu.
“Bu hafta kaç kişi katıldı yarışmaya?”
“Bir tek ben…” derdi Ali.
Bütün arkadaşlar Ali’nin birinciliğini kutlardık. O da tebriklerimizi tevazu ile kabul ederdi.
Yahya Kemal’in Atik Valde’den İnen Sokak şiirinde, biraz yüceltilmiş tonda bir avuntuya sığınılır. Bir Ramazan akşamı o sokaktan geçmekte olan şair, benizlerin solgunluğundan, hareketlerin yavaşlamışlığından herkesin oruçlu olduğu fikrine kapılır, kendisinin oruçlu olmadığını düşünerek hüzünlenir. Şair işte bu hüzünden bir avuntu payı çıkartır: “İyi ki, halimden hüzünlenebiliyorum, ya bir de hüzünlenmeyecek kadar vurdumduymaz olaydım!” düşüncesine dalar. Durumu hazindir elbet.
Türklerle Avrupalılar arasında spor yarışmaları sonunda sporculara yapılan muamele bakımından calibi dikkat bir farklılık yaşanır. Bizde, ilgi, daima yenilene dönük olur. Mağlup sırtı sıvazlanarak teselli edilir. “Galip olur bu yolda mağlup” sözü, tam da burada söylenir. Batı dünyasındaysa ilgi galibe yöneltilir. Onun eli havaya kaldırılır. Yerde yatan mağluba ulaşabilse bir tekme de seyirciden gelir. Bizdeki davranışın asaleti ile Batı dünyasının yozluğu arasındaki hamiyet farkına dikkat etmek gerekiyor.
Ne ki, burada şu incelik göz ardı edilmemeli. Avuntu, seyirciden yarışmacıya uzatılıyor. Yoksa yarışmacının kendi yenilgisinde avuntu araması aptalca olur.
Hayır, bizim Ali, birinci veya üçüncü geldiği yarışmadan kendine bir avuntu payı çıkartmıyordu. O, içtenlikle birinci veya ikinci geldiğini düşünüyordu.
Oysa Yahya Kemal’in terennüm ettiği avuntudaki bungunluk insana iç karartıcı bir hüzün veriyor.
Ancak kendisine avuntu sunulmak istenen mağlup bir yandan mağlubiyetinin sebebini seyircide arayıp vebali onun boynuna yüklemeye çalışırken, bir yandan da iki kolunu birden havayı kaldırıp kendini galip ilân etmeye çaba gösterirse, bir kısım seyirci de onun bu yüzsüzlüğüne alkış tutmaya yeltenirse, burada bir sakatlık ortaya çıkar. Buna avuntu arayışı değil, şirretlik denir ya da küstahlık veya kaltabanlık…rozdenoren@yenisafak.com.tr
